16 Şubat 2014 Pazar

İSTANBUL İLE KONUŞAN BİR DELİ 10

Şenay: Hadi simitleri kap gel!
İstanbul: Sende çayları getir!
Martı: Bende bu partiye davetli miyim?
Şenay: Kapımız herkese açık!
Karga: Bana yer var mı?
İstanbul: Var, var!
Kedi: Mahalleyi toplayıp geliyorum.
Karga: Mahalleyi boşver sen gel yeter!
Şenay: Çaylar geldi...
İstanbul: Simitler geldi...
Karga: Bende karşı balkondan ceviz getirdim.
Şenay: İnsan peynir getirir.
İstanbul: Zeytin getirir.
Kedi: Bende kasaptan ciğer getirdim.
Martı: Yaw simit ve çay organizasyonu yapıyoruz ciğer ne alaka?
Şenay: Ben domates getirdim.
İstanbul: Biri akıllı bir hareket yaptı.
Karga: Ortaya bir karışık alayım.
Şenay: Durun bir dakika... Birşey anlatacağım.
İstanbul: Buraya seni dinlemek için toplandık.
Papağan: Çekirdek getirdim.
Karga: Sus iki dakika...
Papağan: Ama dinlerken çıtlatmak keyifli oluyor.
İstanbul: Susun kardeşim! Susun!
Martı: Ben acıktım yemeye başladım.
Şenay: Ettiniz muhabbettin içine!
İkinci Martı: Ben rakı getirdim!
Birinci Martı: Ağabey, ne ettin sen?
İkinci Martı: Muhabbete renk getirdim.
Birinci Martı: Biz çay içecektik!
İstanbul: Dayanamıyorum ben! Kaçtım!
Karga: Nereye?
İstanbul: Küçükbakkalköy'e...
Karga: Yazık! Ne çektin sen bizden böyle! Ne çektin! Ah!
İstanbul: Git Vasfiye ile evlen...
Şenay: Bir susmadınız gitti! Sürekli çene yarıştırdınız! Hadi size iyi günler!
Kedi: Oh, ciğerler bana kaldı.

Şenay Ertorun
16.02.2014
12.00

13 Şubat 2014 Perşembe

ANADOLU'YA AĞLIYORUM

Anadolu'ya ağlıyorum
Sırtımı döndüğüm için,
Ondan üstün olmaya çalıştığım için,
Anadolu'ya ağlıyorum
Ben teknolojinin alasıyla cirit atarken
O kendi çabalarıyla ayakta dururken
Ben lüks içinde yalarken
O fakirlikle mücadele ederken
Ben gülüp eğlendim
Bugün yüzümü dödüğümde
Gördüğüm manzara karşısında
Gördüğüm karşılık sonrasında
Gözyaşlarımı tutamadım
Ve be bugün
Anadolu'ya ağlıyorum

Şenay Ertorun
24.10.2011
12.30

31 Aralık 2013 Salı

İNÖNÜ BATIĞI (WRECK OF INONU)

Belgesel Sinema, gerçeklik değerini içinde barındıran, estetik ve etik kaygıları olan evrensel mesaj vermenin bir başka iletişim koludur. Başka bir deyişle belgesel sinema, günümüzde hayatımızın içinde var olan gerçeklikleri, estetik ve etik kaygılarla belgeleme olayıdır.

2002 yılında ilk belgesel filmimi hazırlama sürecinden günümüze, yani 2013 yılına kadar uzanan yolda yaşadığım hayatın içinde gelecek kuşaklara günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş eserleri, değerleri, var olan ve var olmaya çalışan değerlerin mücadelelerini, yaşamımıza kattıklarımızı, kültürel olaylarımızı nasıl aktarabilirim kaygısıyla yürüdüm. Bu 11 senelik süreçte altı belgesel çalışmam, bir kısa film çalışmam oldu. Bu 7 filmin her birinde bir geçiş aşaması yaşarken her birinde farklı şeyler öğrendim ve denedim. İlerideki kuşaklar kendi dönemlerinde birçok nesneyi, olayı belki görebilecekler ya da göremeyecekler veya bilmeyecekler. Emek harcadığım bu altı projeyle onlara aktarımda bulunmak ve bugünlerimizi anlatmak istedim. İlk belgesel filmim "Ufacık Tefecik Gördün De...", ikinci belgesel filmim "Biz de Varız", üçüncü belgesel filmim "Karamürsel (Prainetos)", dördüncü belgesel filmim "Karadeniz'in Sesi: Kemençe", beşinci filmim "Operada 36 Yıl: Gökçen Koray İle Bir Dönem Koro" ve altıncı belgesel filmim "İnönü Batığı"...


2013 yapımı olan "İnönü Batığı" isimli filmimin oluşum sürecine geçmeden önce belgesel sinema hakkında şunu da vurgulamak isterim: "Belgesel sinema, siyasi bir olayı, günlük bir yaşamı, bir doğa olayını, bir insanın biyografisini konu olarak ele alabilir. Çünkü bu saydığım ve sayamadığım konularda yapılan ve yapılacak olan projelerle hedeflenen amaç günümüzdeki olayları, olguları görsel malzemelerle belgeleyerek gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bu noktadan hareketle ben de memleketimi gelecek kuşaklara anlatabilmek için çalışmalarıma devam ediyorum. Altıncı belgesel çalışmamın konusu da yine Karamürsel'le ilgili... Memleketimde çektiğim üçüncü belgesel filmim bir gemi resif törenini anlatmaktadır. Filme başlangıcım ve konuya ulaşmam Karamürsel Su Altı Sporları Derneğine gidip "Sizin için tanıtım filmi yapmak istiyorum" diye sözle başlayıp kendimi tanıtmam ve dalgıçlığa merak salmam ile oluşan bir projedir. Dalgıçlığa merakım üniversite yıllarına dayanmaktadır aslında... Çünkü o dönemde okulda en çılgın proje fikirlerini sunan tek öğrenci bendim. Yine bir belgesel projesi için arkadaşlarla sohbet sırasında "Yasemin Dalkılıç'ın belgeselini yapabiliriz" diye fikir ortaya atmıştım. Tabii o dönemde böyle bir projeyi gerçekleştirememiştik.


10 sene sonra da denize olan merakım sayesinde yolum KARSAD derneği ile kesişti. Denize girmek için iskele gittiğimde çok denizanası vardı ve KARSAD'taki hocamız Ozan Dinçer'den rahat yüzebilmek için dalgıç kıyafetlerinden istedim. Kendisiyle ayaküstü sohbetimiz sırsında dalgıç olma konusunda fikirlerini aldım. Yüzdüğüm denizin altı ve içinde yaşayan canlılar daha da ilgimi çekmeye başlamıştı. O gün o sohbetimizden sonra ilk dalışımı 11 Ağustos 2013 tarihinde Turan Karabulut hocamızla 5 - 6 metreye kadar discovery dediğimiz dalışla gerçekleştirdim. Denizden çıktığımızda Turan hocamız ve Yasemin Yüksek arkadaşımızla sohbetimiz sırasında gemi batırma projesinden bana bahsettiler. İlginç bir fikir olduğu konusu üzerinde konuşurken belediye başkanımız İsmail Yıldırım yanımıza gelmişti. Fikrimden kendisine de bahsettiğimde onayını almıştık. Bu sohbetin üzerinden geçen 4 aylık süreçte gemi resifi için gerekli bütün izin çalışmaları yapılmıştı ve 24 Aralık 2013 Salı günü bu tören gerçekleştirildi. Etkinliğe davet edilmem üzerine söz verdiğim gibi tüm teknik ekipmanımı yanıma alıp Karamürsel'e gittim.

24 Aralık 2013 Salı sabahı KARSAD ekibi ve çekim ekibi olmak üzere tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Bu anı ölümsüzleştirmek için ekip ve ekipman olarak hazırdık. Ben balkon kameramanı olarak görevliydim. Selim Işık arkadaşımız tekne kameramanı olarak görevliydi ve sponsorumuz Next&Next Star'ın desteğiyle biri iskele, diğeri kıç tarafı olamak üzere gemimize iki adet Gopro takıldı. Recep Şen hocamızda su altı kameramanı olarak görevliydi. Saat 10'a kadar geminin batırılması için içerisindeki tüm hazırlıklar tamamlandı ve tören başladıktan yarın saat içerisinde gemimiz battı. Balkondan iyi bir çekim yapmıştım ve diğer görüntükeri merak ediyordum. Fakat Gopro'lardan görüntüleri ancak akşam üzerine doğru alabilecektik. Çünkü gemi denizin dibinde yere otururken bir tortu tabakası oluşuyordu ve görüş mesafesi ancak akşam üzerine doğru sağlanabilirdi. Saat 15.30 - 16.00 gibi Recep Şen hocamız ve Turan Karabulut hocamız hazırlığını yapıp su altı kamerasını da alarak Gopro'ları çıkarmak üzere daldılar. Sahilde yürüyüp döndükten sonra Gopro görüntüleri aktarılmıştı. Onları izledikçe bir an önce çalışmak için sabırsızlandım ve elimizdeki görüntülerin mevcut kısmını alıp İstanbul'a döndüm. Kendi çekimlerimi, Gopro görüntülerini bilgisayarıma aktararak filmin kaba kurgusu üzerinde oynamaya başladım. Bu sırada film boyunca bana asistanlık yapan arkadaşım Yasemin Yüksek, Selim Işık arkadaşımızın çektiği görüntüleri de toplayıp bana ulaştırıyordu.


Filmin kurgusu üzerinde çalışırken üzerinde bir hikaye akışı için özen gösterdim. Öğrencilik yıllarımda tuttuğum notlardan, izlediğim filmlerden ve diğer çektiğim filmlerimde uyguladığım kurgu tekniklerinden öğrendiklerimi farklı şekilde uygulayarak bir hikaye yaratmaya çalıştım. Filmin girişinde insanların ilgisini çekecek sahneyi en başta kullanıp geminin batırılmış hikayesini anlatmak üzere bütün görüntüleri peş peş dizdikten sonra kaba kurguyu tamamladım ve filme şekil vermek için bir takım oynamalarla efektler verip ham kurguyu bitirerek 9 dakika 27 saniyelik belgesel filmim meydana çıktı. Belgesel sinemanın üç anlatım dilinden biri olan "Müzikle Anlatım" dilini kullanmayı tercih ettim ve müzik arşivimden bir iki parçayı dedikten sonra kullandığım müzik seslerle ve hikayemle uyum sağladı.


25 Aralık 2013 Çarşamba gününden 29 Aralık 2013 Pazar gününe kadar olan beş günlük sürede hızlı çalışmanın verdiği enerji ile güzel bir belgesel filme daha imza attım. Bu benim ilk su altı belgesel çalışmam oldu ve ilerleyen zaman dalış eğitimleri alıp su altı belgesel film çalışmalarına devam etmek istiyorum.

Şenay Ertorun
31.12.2013
18.25


video

4 Aralık 2013 Çarşamba

İSTANBUL İLE KONUŞAN BİR DELİ 9

Şenay: Oy oy İstanbul! 35 küsür senedir sen benim ağırlığımı üzerinde hisettin, ben senin ağırlığını üzerimde hissettim. Birbirimizi taşıyamaz olduk farkında mısın?
İstanbul: Aha bizim deli, gamlı baykuş çıktı dama! Boşa o zaman beni!
Şenay: O Kadar kolaydı sanki! 35 senelik emek var işin ucunda...
İstanbul: Vay be 35 sene! O kadar oldu mu kız?
Şenay: Evet!
İstanbul: Eee! Bugün kaçıncı senfoniden, hangi parçayı çalıp dinleyeceğiz senden?
Şenay: Benim 15. senfonimden, "PARA MI BASIYORUM LEN BEN?" i dinleyeceğiz...
İstanbul: Yeni besten mi bu...
Şenay: O kadar üretkeniz ki bu aralar oturdum güftesi ve bestesi bana ait olan bu parçayı yaptım...
İstanbul: Dur hemen çalmaya başlama... Biraz sohbet edelim. İlerleyen dakikalarda dinleriz senin o yanık sesinden bu parçayı...
Şenay: Hadi be sende!
İstanbul: Bu arada mısırlar pişti mi?
Şenay: Pişti, pişti...  Soğusunlar servis edeceğim birazdan...
İstanbul: Bu mevsimde mısır olması şaşılacak bir olay?
Şenay: Sence neden bu mevsimde mısır var?
İstanbul: Ya elde kalanları tüketmeye uğraşıyorlar ya da yazın talep çoktu diye serada mısır üretip satıyorlar.
Şenay: Pravo 10 puan!
İstanbul: Şımartıyorsun beni! Bu 10 puan 100 üzerinden mi?
Şenay: Yo yo eski 10 puanlık siteme göre 10 puan!
İstanbul: Bak sen 10 puan deyince aklıma geldi. Senin ortaokulda sınavdan 10 aldığın an geldi aklıma birden... Ne çok sevinmiştin... Hatırlıyorum sokaklarımda güle oynaya evine dönmüştün.
Şenay: Hatırlıyorum o güzel günü... Neşeli günlerimden kalma hatıralar işte...
İstanbul: Peki şimdi niye mutsuzsun?
Şenay: Sanki sen mutsuz değilsin!
İstanbul: Doğru bende mutsuzum! Ama seninle olmaktan dolayı mutluyum. Ya sen?
Şenay: Ben de mutluyum. Sen olmasan ben yaratıcılığımı nasıl konuşturabilirim?
İstanbul: Di mi? Sen deli, ben deli, herkes deli... İşte ne güzel birlikte yuvarlanıp gidiyoruz...
Şenay: Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
İstanbul: Bilmiyorum ne haldeyim gidiyorum gündüz gece...
Şenay: "Uzun İnce Bir Yoldayım" türküsüne nasıl geldik? Ne zaman geldik? Ne ara geldik?
İstanbul: Niye ve kimle geldik? Eklemyi unuttun.
Şenay: 5N 1K kuralı... İhmal etme diyorsun...
İstanbul: Aynen diyorum... Bugün o başını şişiren mevzu var ya!
Şenay: Hangisi?
İstanbul: İşte sokağa çıkıp geri döndüğünde başını ağrıtan mevzu!
Şenay: Maşallah sende beni takiptesin!
İstanbul: İşim bu! Siz benimle birlikte yaşayanları gözlemlemek!
Şenay: Evimin içerisine ve yatak odamı da gözlemliyor musun?
İstanbul: Ben o kadar uzun boylu bir şekilde sizin hayatlarınıza karışmam! Sadece sizleri izlerim uzaktan sessizce!
Şenay: Arada sıkıcı mevzular oluyor!
İstanbul: Sıkma derim canını... Su akar yolunu bulur. Yüzüne kapı kapatanlar neye adım attıklarını bilmezler. O yüzden sen sabret seninde yüzün hiç olmadığı kadar gülecek bu hayatta...
Şenay: Sabrediyorum işte...
İstanbul: Dostun iyisi zor günde belli olur.
Şenay: Zor günler dost bildiklerini ayıklamak için vardır.
İstanbul: Aynen öyle! Günümüzdeki menfaat dünyasında herkes kendi için yaşıyor. Yaptıklarına bak öyle ya da böyle... Eğri ya da düz on sene içerisinde kah bütçeli, kah bütçesiz altı adet film çekmeyi başardın.
Şenay: Haklısın...
İstanbul: Sırf bu yüzden seni taşımaktan dolayı menunum.
Şenay: Sağol! Gurur duydum bu sözlerinle ve yeni bestemi izninle seslendirmek istiyorum. "PARA MI BASIYORUM LAN BEN! PARA MI BASIYORUM!"
İstanbul: O ne sesti öyle! O ne gürlemeydi öyle! Korkudan şimşekler çatı üstüme, gökgürledi!
Şenay: Oh rahatladım!
İstanbul: Sen rahatladın, gökyüzü ağladı, ben ıslandım. Allah bereket versin! Sayende yaza susuz kalmayacağız.
Şenay: Allah'ım ona bile faydam var.
İstanbul: Bak görüyor musun ne mübarek insansın!
Şenay: Valla öyle!
İstanbul: Hadi akşam oluyor. Havada soğuk evine dön bakayım!
Şenay: İyi akşamlar!
İstanbul: İyi akşamlar!

Şenay Ertorun
04.12.2013
17.41


27 Kasım 2013 Çarşamba

Dünyaya bir camın arkasından değil
İki tekerin üzerinden bakıyorum
Yollarda ilerliyorum
Kimine göre asice,
Kimine göre erkekçe,
Ama ben,
Özgürce tadını çıkarıyorum
Motosikletimle hayatın

Dört tekere sığınarak değil
İki tekerimin üzerinde
Seyahat ediyorum
Rüzgarı hissederek
Doğanın güzelliklerini görerek
Kimine göre asice,
Kimine göre erkekçe,
Ama ben,
Özgürce tadını çıkarıyorum
Motosikletimle hayatın

Şenay Ertorun
27.07.2010
22.08

24 Ekim 2013 Perşembe

KADER

Kader,
Hayat ağacının kendisidir,
Bir fidanın ekimiyle başlar
Onunla birlikte yeşerir
Büyür,
Büyüdükçe dallara ayrılır
Her bir dalın önemi vardır
Görevi vardır
Çok şey öğretir,
Çok şey katar hayat ağacına
Her bir dal göreviyle,
Önemiyle
Ağacın gövdesini güçlendirir,
Sağlamlaştırır
Olgunlaştıkça ince ve zayıf olan,
Güçsüzleşmeye başlayan dallar
Kırılıp gövdeden ayrılırlar
Ve giderkende pek çok şey götürürler
Kalın ve güçlü olan dallar
Ağaca tutunmaya çalışırlar
Gövdenin dimdik ve sağlam durmasını sağlarlar
Ama zamanı geldiğinde,
Ağaç içten içe çürümeye başladığında
Kalın dallarda ayrılır gövdeden
Ve işte o zaman
Ağacın veda vaktidir
Hayat ağacının kendisidir
Kader
Doğumla başlar
Ölümle biter...

Şenay Ertorun
24.10.2013
10.55

14 Ekim 2013 Pazartesi

SİNEMA: POLİSİYE - GERİLİM TÜRÜ

Sinemayla olan ilk ilgi alanım daha öncede bahsettiğim gibi Bilim -Kurgu türü olan E:T. filmi ile başlamıştı. Öte yandan maceranın, korkunun, aksiyonun bol olduğu dedektif hikayelerinin anlatıldığı polisiye - gerilim türündeki yapımlarda favorilerim arasındadır. Polisiye - Gerilim türü,

"Yasal olan ile yasa dışı olanın karşı karşıya gelmesini konu edinen ve yalnızca bir suçlunun peşindeki polisleri anlatmaktan ibaret bir anlatımın ötesine geçer. (Senaryo Kitabı - Öktem Başol, s.s 581)"

Genelde insanların tercih ettiği biri polisiye - gerilim türünde ana kahraman bir polis olmasa bile hemen hemen her film içerisinde bu türe rastlayabilirsiniz. Polisiye - gerilim türünün özellikleri,

"1. Polisiye filmler gangster filmleri, film noir, cinayet, gerilim (thriller), araştırma, dedektif filmleri gibi alt türlerde incelenebilir.
2. Gerçekliği ne derece doğru olursa olsun polis kavramı seyirci nezdinde kuralların doğruluğunu ve toplumsal normları işleten devlet yasalarının uygulanma şeklini temsil eder. Bu yüzden, genel ahlaki normlara uymayan polis tiplemeleri (uyuşturucu bağımlısı, hırsız, cinsel saplantılı, şiddete aşırı eğilimli) kontrast içerir ve seyircide çabuk gelişen bir özdeşleşme duygusu oluşturur.
3. Cinayet her zaman cinayettir. Ancak bunu işleyen ve kimin işlediğini bulmaya çalışan kişilerin zeka seviyeleri de oldukça üst düzeyde olmalıdır. Gazetelerde en ilgi çekici bölümler, her zaman üçüncü sayfa haberleridir. O halde, başlangıç noktası olarak, öykünün özgünlüğünü gösterebiliriz.
4. Polisiye öykülerde fokalizasyonun kimin üzerinde olduğu çok önemlidir. Bu durum öykünün Who dun'it ?(Kim yaptı?) ya da Who is in the car? (Arabada kim var?) şeklinde yapılmış olmasıyla ilintilidir. Seyirci öyküde cinayeti kimin işlediğini bilmiyorsa sürekli baş karakteri (komiser, dedektif, avukat, vs.) takip etmeli, baştan itibaren katili biliyorsa, iki tarafı da alternatif olarak gösteren ikili (dual) bir yapı oluşturmalıyız.
5. Klasik polisiye öykülerin ana şeması (Bir cinayet işlenir - Komiser olay yerine gelir, bir şeyler bulur. - Araşırmaya başlar. - İkinci cinayet işlenir, bırakılan mesaj ilk cinayetle bağlantılar taşır. - Komiser üçüncü cinayet için plan yapar. - Başarısızlığa uğrar.) tüm kültürlerde benzerlik gösterebilir. ancak kültürel farklılıkların en vurucu olduğu türlerden biri polisiyedir. Herkes Amerikan polisi değildir. Örneğin Kore cinayeti nasıl çözülür? Bir Özbek cinayet masası şefi nasıldır? Venezualalı lokal polisler hangi eğilimlere sahiptir. Polisler bir ülkenin vitrinidir. Ülkenin polisi ne ise kendisi de odur. (Senaryo Kitabı - Öktem Başol, s.s 581 - 582)"

En son "Burden Of Evil" isimli polisiye - gerilim türüne dahil olan bir izledim. Konusu klasikti filmin... Bir kadın polisin eşi öldürülür ve katil ile o polis arasındaki çatışma üzerine kurulu kurgusal bir yapımdı. Ama filmi izledikçe bu kurgusal yapımın içerisinden "İnsanın hırsının, tutkularının, mesleki etik ve ahlaki değerlerinin nasıl ve ne amaçlar için kullanıldığı" sonucunu çıkartıyorsunuz. Filmde üç ana karakter vardır. Senatör baba, kadın polis ve katil... Bu ana karakterlerden suçlunun, yani senatörün oğlunun psikolojisini inceleyelim:

"1. Bir baba tarafından reddedilen evlat ona karşı duyduğu öfkeyle, ondan intikam almak için cinayet işler.
2. İğdişlik kaygısı... Erkek çocuğun babasından duyduğu korku...
3. Güçsüzlük, erkek çocuğun iğdiş edilme kaygısını daha da şiddetlendirir, çünkü küçük çocuk yetişkin babasının karşısında güçsüz ve savunmasızdır.
4. Çocuğu bakıp büyüten kişinin tehdit edici figüre dönüşmesi gibi rolün tersine dönüşleri, küçük çocuğun aynı cins ebeveyninin kendisini yok edeceğinden korktuğu erken çocukluğun Oedipal korkularını hatırlatır. (Senaryo Yazarları için Psikoloji)"

Bu filmdeki yan karakterlerden birinde şu psikolojik unsuru görmek mümkün: "Korkak karakterler, komik olma eğilimindedirler. Onlar pek çok insanın ahlaki meydan okuma ya da önemli yaşam tercihleriyle karşılaştıklarında yaşadıkları korku ya da gönülsüzlüğü temsil ederler. (Senaryo Yazarları için Psikoloji)" Ana karakterlerden senatörün psikolojisine dayanırsak:

"1. Düşmüş kahraman, doğasının adi yanının üstesinden gelmeye çalışan ama er ya da geç karanlık tarafına yenilen trajik bir figürdür.
2. Ego, ruhun libido (id'in dürtüleri) ile suçluluk duyguları (süperegonun sınırlayıcı gücü) arasındaki uzlaşmayı temsil eden bölümdür. Bu filmde senatörde ve öldürmeye çalıştığı oğlunda bunu görebilirsiniz.
3. Kötü karakterin hak ettiği ceza Oedipal Karmaşının çözümünü temsil eder. Dolayısıyla, kötü karakterin hak ettiği ceza uygun bir şekilde etkileyici olmalıdır. Ayrıca adalet duygusu vermelidir. (Senaryo Yazarları için Psikoloji)"

Kadın polisin psikolojisine değinirsek:

1. Kocası bir katil tarafından öldürülmüştür ve kahramanımız ondan intikam almak için olayı kendi çözmek ister ve katili yakalamayı başarır.
2. Kahramanımız katilin psikolojisini, kim oldğunu çözmeye çalışırken kadının duygusallığı kullanılarak suçluya karşı verdiği vicdan muhasebesini de psikolojik olarak görmeniz mümkün.

Filmin kurgusu giriş -  gelişme - sonuç bölümlerinden oluşmakta... Aralarda flash - back'ler kullanılarak olayların çözümüne ilişkin ipuçları yakalıyorsunuz. Bu filmin kurgusuyla, psikolojik detayları ile eski klasik özlediğimiz o polisiye - gerilim filmini görmemiz mümkün...

Ve son olarak polisiye - gerilim, bilim - kurgu gibi sinema türlerine artık günümüz yapımların efektsel dünyası sayesinde her filmde karışık şekilde rastlamaktayız ve bu film şu tür sinema kategorisine girer demeye zorlanıyoruz.



Şenay Ertorun
14.10.2013
14.39