SİNEMA TARİHİNİN BİÇİMLENİŞİ

"Sinema" (Cinema): Estetik:

Bir Sanatı Yaratmak: Lumiére Karşı Méliés: Sinema estetiğinin ilk ikiye bölünüşü Lumiére Kardeşler ile George Méliés'nin yapıtları arasında olmuştur. Lumiére Kardeşler sinemaya fotoğraftan gelmişlerdir. Sinemayı gerçekliği yeniden üretmenin büyülü bir fırsatı olarak gördüler ve en etkili filmleri, yalnızca olayları saptadı. Méliés, filmin gerçekliği değiştirme - çarpıcı fanteziler üretme - yeteneğini hemen fark etmiştir. Aya seyahat (La Voyage Dans La Lune, 1902) Méliés'nin sinemasal yanılsama biçiminin en iyi bilinen örneği ve ilk dönemin en özenli filmlerinden biriydi. Méliés'nin filmlerinin adlarında "kabus" ya da "düş" sözcüklerinin olması anlamlıdır.

Sessiz Sinema: Gerçekliğe Karşı Dışavurumculuk: Birleşik Amerika'da sessiz sinema, aslında komediydi. Sessiz komedinin stilleri ve kaygılarının belki de en başarılı örneği, bugün de geçerli olan makinalarla insanlar hakkındaki bir film, Modern Zamanlar'dır (Modern Times). Almanya'da UFA bilinçli olarak Alman Sinemasının estetik standartlarını yükseltmeye girişti. Sonuç, sinema tarihindeki önemli yetenek patlamalarından biriydi: Alman Dışavurumculuğu. Yönetmenler Robert Wiene (Doktor Kaligari'nin Muayenehanesi - Das Kabinett des Dr. Cagliari, 1919), Fritz Lang (Kumarbaz Dr. Mabuse - Dr. Mabuse der Speiler, 1922; Metropolis, 1927), Murnau (Nasferatu, Bir Dehşet Senfonisi - Der Leitzte Mann, 1924) ve Paul Leni'nin (Das Wachsfigurenkabinett, 1924 ve Hollywood'da Kedi ile Kanarya - The Cat and The Canary, 1927) yanı sıra Carl Mayer, tasarımcı ressam Hermann Warm, Walter Röhring ve Walter Reimann akımın gelişmesinde önemli roller oynadılar. Danimarkalı yönetmen Carl Theodor Dreyer'in sineması, zulüm, utanç ve acı çekmekten büyülenmesi ve aşkıncı yalnızlığı nedeniyle dikkate değerdir. Almanlar yapay dekor ve mizansenin dışavurumcu etkilerini araştırırlarken, Sovyet devrimci sinemacıları da kurgunun güçlü dışavurumcu doğasını keşfediyorlardı.

Hollwood: Türe Karşı Auteur: Hollywood sinemasını sürükleyen auteur arasındaki bu diyalektiklikti: Tanınmış ve yaygın öykü tiplerinin klasik mitsel yapılarıyla sanatçının duyarlılığı arasındaki mücadele. Belki de bunların en önemlisi Western; çünkü Western, Birleşik Amerika'nın ulusal psikolojisinin hala dayandığı öncülük, bireycilik, vatan, anarşiye karşı yasa ve düzen gbi birçok miti ele alıyordu. Klasik Hollywood döneminin başından sonuna, türler kendi kendilerini tasfiye ettiler, sonunda bunlar neredeyse kendilerinin parodilerine döndü. Yine de iki yönden düşünmeye sevk ettiler: Bir yandan türler doğaları gereği, mitseldi. Diğer yandan, bir türün özelliği olan örnekleri de çoğunlukla özgül dışarvurumcuydu. Tür, sınırlı sayıdaki öğenin sınırsız sayıda kombinasyonu olanağını sundu. Tür, stiller, auteur'ler ve starlardan oluşan bu karışık ormanın ortasında şimdiye kadar yapılmış belki de en öenmli Amerikan filmi olan Orsan Welles'in Yurttaş Kane'i bir abide gibi durur.

Yeni Gerçeklik ve Sonrası: Hollywood'a Karşı Dünya: Hollywood 1950'lerde var kalmak için ekonomik olarka televizyonla mücadele etmek zorunda kaldıysa, 1940'ların sonu, 1950'ler ve 1960'lar boyunca estetik olarak da, dünya çapında yeni yeteneklerin olgunlaşmasıyla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Eski türler kalmış, birkaç yeni tür ortaya çıkmıştı. Yeni Gerçekçi hareket İtalya'da ortaya çıktı. Cesare Zavattini, Yeni Gerçeklik'in temel ilkelerini ortaya koydu ve birçok önemli filmin senaryosunu yazdı. (Kaldırım Çocukları, Bisiklet Hırsızları, Umberto D., 1952) Vittorio De Sica, bu üç senaryoyu da filme çekerek Yeni Gerçekçi filmlerden biri olan Tutku'yu, akım zirvesindeyken bir klasik olan Yer Sarsılıyor'u çekti. Bunun yanı sıra bu stilin en son örneğine de imzasını attı (Rocco ve kardeşleri - Rocco e i suoi fra telli, 1960). En önemlisi Roberto Rosellini'nin sinemasıydı. (Roma, Açık Şehir, Köylü Kadın Paisa, Almanya Sıfır Yılı - Germania anno zero, 1947; Strom boli, 1949). Çünkü başlıca üç yönetmenden yalnızca o, Yeni Gerçeklik deneyimini inşa etti. 1950'lilerin başından sonuna ve 1960'ta geçtği teevizyondaki çalışmaları Yeni Gerçekçilik'in doğrudan ürünü olan materyalist sinemanın bağlantısı olan bir sinema için çalışıyorlardı. Profesyonel olmayan oyuncular, özensiz bir teknik, politik amaç, eğlenceden çok düşünceler. Bütün bu öğeler, Hollywood'un pürüzsüz, birbirine bağlı profesyonel estetiğine doğrudan karşı çıkıyordu. Belli belirsiz biçimde tanımlanan bir tür olan film noir oldukça karmaşık ve yaratıcı Hollywood stillerinden biridir. Kısmen dedektif öyküsü, kısmen gangester, kısmen de kent melodramı olan film noir en iyi biçimiyle karanlık ve karamsar yanıyla bilinir. Film noir'ın ilk örneklerinden biri Howard Hawks'ın Büyük Uykusudur. Film noir'ın sınırı 1950'lerde öne çıkan "sıkı" yönetmenlerin çoğu filmini içermeye kadar uzatılabilir. Film noir 20. yüzyılın ikinci yarısında sinemacılar için verimli bir tür olmuştur. 1950'lerin diğer iki popüler türü Western ve Bilim - Kurgu sineması da, her biri kendi tarzı içinde olmak üzere, film noir'in karamsar atmosferini sergilediler. Western çok ciddi ve karamsar temaları işlemeye başladı. Bilim - Kurgu sineması, bu on yılın kültürel paranoyasına uygun olarak birbirleriyle ilişkili nesnel bağlantılar geliştirdi.

Yeni Dalga Ve Üçüncü Dünya: Eğlenceye Karşı İletişim: Fransa'da Yeni Dalga sinemaya yönelik oldukça farklı bir tutum işaretlerini verdi. Agnés Varda, Yeni Dalga'ya belgesel bir duyarlılık kazandırmıştır. Onun 5'ten 7'ye Cleo (Cléo de cing a sept, 1961) adlı filmi Yeni Dalga'nın ilk döneminin öenmli filmlerinden biridir. Yeni Dalga Hollywood sinemasından büyülenmiştir. Dolaysız Sinema'nın kuramı esas olarak sinemacının aksiyona karışmamasına dayanıyordu. İlk dönem belgesellerinin çok iyi ifade edilen anlatıları kaybolmuştu. Kamera her şeyi görüyordu. Konunun gerçekliği duygusunu yakalamak için yüzlerce saatlik çekimler yapıldı. 1960'lar boyunca Fransa'da koşut bir yeni belgesel stili gelişiyordu. "Sinema Gerçek" (cinéma - vérité) adlı bu hareket, Dolaysız Sinema'dan, kameranın varlığının bir farklılık yarattığını ve bundan faydalanmayı kabul etme konusunda ayrılıyordu. Antropolog Jean Rouch ile toplumbilimci Edgar Morin'in yaptığı bir Bir Yaz Kroniği (Chronique d'un été, 1960) "sinema gerçek"in ilk klasik örneğidir. Yeni Dalga'Nın Fransız sinemasına estetik olduğu kadar pratik bir etkisi de vardı. Godard, Truffaut, Chabrol ve diğerleri ister ticari açıdan geniş bir izleyici topluluğuna, ister bir azınlık grubuna yönelsin, düşük bütçeli filmlerin yapılabileceğini göstermişlerdir.

Postmodern Devam: Demokrasi, Teknoloji, Sinemanın Sonu: Aksiyon filmleri çoğunlukla fantastik konulu - park gezintilerine benziyorsa, bu bir raslantı değildir. Genç film izleyicileri 1980'li ve 90'lı yıllarda uygun dozda sanal aksiyon, post modern komedi ve ara sıra da mit için çok salonlu sinemalara üşüşürken, sinema kompleksinin bazen daha küçük bir salonu, hala evlerinden dışarı çıkmayı sürdüren daha yaşlılara bırakıldı. "Film" iletişim araçlarındaki sanatçıların kullandıkları disk ve kaset gibi yalnızca bir ham malzeme, olası tercihlerden yalnızca biridir. "Movies" artık, bir düstrinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ya "cinema"? Hayata bakış tarzımıza egemen olmuş, uzun, fırtınalı ve ödüllerle dolu seksen beş yılın ardından sinema sessizce sona ermiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

ZAMAN VE MEKAN