HAYATTAN KESİTLER BELGELEMEK

Okurken, seyahat ederken, gezerken ve araştırırken bu soruyu kendime hep sormuşumdur; “Belge ve belgelemek niçin önemli?” Yaşanan günü, her anı ya da her olayı, her nesneyi, canlıyı kaydederek, daha ileriki kuşaklara aktararak onların bugünlerden haberdar olmasını sağlamak. İşte bu nokta da kamera ve fotoğraf makinesi devreye girer. Her iki makinenin belgelediği objelerle, çekimlerle gözümüzden kaçan detayları, olayları, kıyıda, köşede kalmış hayatları, nesneleri gözlemlememizi sağlayan belgesel sinema için şunu diyebiliriz:

“Her zaman göz önünde olup fark edilmeyen güzellikleri anlatan bir sinemadır.”

Bu sözden yola çıkarak gerçekliği kendi dramatikliğiyle seyirciye aktararak, insanların etrafına yeni bir gözle bakmasına yardımcı oluruz. Gerçeklik kapsamında hayattan kesitleri belgeleyebilmek için etrafımıza yabancı bir göz yerine, olayların, kişilerin içinden biri olarak gözlemlememiz gerekir. Gözlemler tamamlandığında ele alınmak istenen konunun şekli ortaya çıktığı zaman onun işleniş biçiminde yönetmenin sinema bilgisi devreye girer ve bu bilgilerden ilki kamerayı doğru kullanmak, açıları, çerçeveleri iyi belirleyip hikâyeyi nasıl anlatmak istediğiniz ile ilgilidir. Yönetmenin ikinci bilgisi kurgu ile ilgili olmalıdır. Kurgu masasına ne kadar hâkim olursanız anlatmaya çalıştığınız hikâyeyi o kadar doğal ve gerçekçi bir biçimde seyirciye izlettirebilirsiniz.

2003 yılında Okul bitirme projem ve ilk filmim olan “Ufacık Tefecik Gördün De…” isimli çalışmamdaki amacımda Karamürsel Sepetinin öyküsünü yapım aşamalarıyla birlikte gerçekçi bir şekilde anlatabilmekti. Bu çalışmaya başlamadan önce tarihteki limanlardan biri olan Karamürsel’in filmini çekmekti. Fakat araştırmalarım devam ederken konunun çok kapsamlı olduğunu fark edip konuyu ve proje fikrini hocama açtığımda bana “Ufacık tefecik gördün de Karamürsel Sepeti mi sandın” sözünü hatırlatarak araştırmamı genelden, özele indirmemi sağlamıştı. Yapım ve çekim aşamalarında tek başına bu zorlu sürecin altında başarı ile kalktım. Bu süreçte kamerayı doğru olarak nasıl kullanmam gerektiğini, ışık ayarlarını, sete hâkim olmayı öğrenmenin yanında çektiğim görüntüleri kurgu masasında nasıl birleştirmem gerektirdiğini kafamda planlıyordum. Kurgu masasına oturduğumda da çekim sırasında yaptığım hatalar gözüme bir bir çarparken elimdeki görüntülerle filmimi nasıl oluştururumu düşünmeye başladım ve kendi kendime “Evet, bu benim için bir deneyim süreci, çekimlerim hatalı olmuş olabilir, ama bir şekilde bu işi kurtarmalıyım” diyordum. Bu konuda kurgu masasında birlikte çalıştığım arkadaşım Seymen çok yardımcı oldu ve birlikte üç gün boyunca ara vermeden filmim üzerinde çalıştık ve ortaya “Ufacık Tefecik Gördün De…” isimli 6 dakikalık belgesel çalışmam çıkmıştı. Sonuçta hayatın kıyınsında kalmış, unutulmaya yüz tutmuş sepetin öyküsünü belgelemek benim için keyifli bir çalışmaydı. Bu filmden sonra uzun bir ara verdim. Çünkü belgesel çekmenin bir takım zorlukları gelip kapımı çalmaya başlamıştı ki, bu en büyük zorluk maddi kaynak yaratma olanağıydı.

2008 yılında ikinci filmim olan ve senaryosunu öğrenciyken yazdığım "O Kent"i çektim. Bu filmi çekerkende maddi olanaklar kapı çalmıştı, ama bu sefer çalışıyordum. Fakat ne kamera kiralayacak ücretim vardı ne de teknik malzeme kiralayacak... Ve en önemli konu yine tek başınaydım. Filmi çekebilmem için kendim çareler üretmeye çalışırken bir arkadaşımın tavsiyesi ile Fotoğraf Evi'nin kapısını çaldım ve onlarda ödünç olarak handycam aldım. Senaryom ve oyuncum tamamdı. Bir tek bana gerekli olan bir çatı katıydı ve o işi bir tanıdığım sayesinde halledecince çekimlere başladım. Çekimlerimi tamamlayıp kurgu aşamasına geldiğimde maddi kriz yeniden kapımı çalıyordu. Çünkü kurgu masası kiralayacak durumumda yoktu. Ama çalıştığım yerin TV'sinden izin isteyerek iş çıkışlarında filmimin kurgusu üzerinde çalıştım ve o dönemde Eylül ayı içerisindeki ilk film festivaline gönderdim filmimi...

Üçüncü filmim bir etkiliğin belgelenmesi ile ilgiliydi. Dördüncü filmim olan "Karamürsel"in tanıtım filmiydi. Bir sunum için hazırlanmam istenmişti. Beşinci filmim "Biz de Varız" isimli kadın motosikletçileri anlatan belgesel filmdir. Beş ayrı karakter kullandığım bu filmde hem kadınların gözünden motosiklet kullanımı, hem de genç insanların gözünden hayata bakışı vurgulamaya çalıştım. Bu film de de maddi imkanlarım yoktu. Çünkü sürekli cebimden masraf yapıyordum ve bu sefer işsizdim. Kamera almak zorundaydım, kurgu seti kurmak zorundaydım. Yaka mikrofonum yoktu, onu almalıydım. Detay çekimleri için GoPro, parmak kamera gibi bir takım teknik malzemelerde lazımdı ve benim bütün bunları alabilecek bütçem dahi yoktu. Bütçemi karşılayabilmek için T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığının açmış olduğu fona müracaat ettim. Müracaat sonuçları açıklandığında destek alamadığımı görünce yoluma devam ederek elimdeki teknik imkanlarımla filmimi tamamladım. Çekime gittiğimde ödediğim taksi paraları, beklerken yediğim yemek paraları, otobüs paralarının da içine dahil olan masrafım aşağı yukarı 6.894.78 TL gibi boyumu aşan bir boyuttaydı. Şu an hala bunların taksitlerini ödemek ile meşgulüm. Ama bir sene boyunca harcadığım emek, çaba için değerdi diyorum. Çünkü gelecek kuşaklara yaşadığım günle ilgi önemli bir belge bırakmış olacağım.

Hayat karşınıza her gün filmsel öyküler çıkartırken maddi, teknik yetersizlikler sizin o olayları çekmenize engel olurken, bir yandan da konunun peşini bırakmamanız ve araştırmanız için başka olanaklar sunmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

ZAMAN VE MEKAN