GÖKTELENLERİN TARİHİ

İnsanoğlu her yaşadığı çağda başa dönerek kendini keşfetmeye çalışmıştır.

"İnsanoğlu bugün içinde yaşadığı kentleri, her gün girip çıktığı, ömrünün geçtiği evleri hiç yadırgamaz. sanki bildim bilesi vardır bunlar insanın yaşamında, sanki insanoğlu gözünü daima bir çatı altında açmıştır dünyaya... Hep böyle sanılır, hep böyşe düşünülür nedense... Oysa çok değil, atalarımız ilk konut ve köylerini daha 10 bin yıl kadar önce kurmya başlamışlardı, yüz binlerce yıl mağara köşelerinde barınmaya çalıştıktan sonra... Bu yıl 10 bin yılda birkaç hanelik köylerden milyonluk kentlere, yarı yarıya yer altına kurulmuş kulübelerden gökdelenlere doğru geliştirdi uygarlığını hiç duraksamadan..." (1)


Avcılıkla ve toplayıcılıkla uğraşan ilk insanlar, önceleri yaşam alanı olarak mağaraları, kaya altı sığınakları ve açık alanda dal, çalı çırpı ve hayvan postlarından yaptıkları ilkel barınakları kullanmışlardır. Toprakla uğraşmaya, ekip biçmeye başladıklarında nehir kenarlarında yaşamayı tercih edip kulübe tipi evlere geçmişlerdir. Bu yeni yaşam kültüründe insanoğlu tarım ve hayvancılığın gelişmesini sağlayarak üretici -  yapıcı olmuştur.

"Bununla beraber insan belirgin anlamıyla yaratıcı ve üretici olma durumuna ise ancak M. Ö. 10.000 sıralarında, göçebelikten yerleşik düzene geçtikten ve onun ardından da M.Ö. 3000 dolaylarında yazıyı icat edip kullanmayı başardıktan sonra ulaşmıştır. Yerleşik olmak bir köyde ya da kentte güven içinde sürekli oturmak gıda ve her çeşit mal biriktirme olanağını sağlamıştır. Biriken eşya ise mal alışverişine, başka deyimle ticarete, ticarette yazının icadına yol açmıştır. İş adamı ürettiği malı satmak için komşu kentlerdeki ya da civar ülkelerdeki tüccara hangi malları satmak istediğini ve karşılığında ne gibi ürünler almayı düşündüğünü anlatmak için resimli yazıyı, yani kutsal yazı adını taşıyan hiyeroglifi ve çok sonra da alfabeyi yoktan var etti. Alfabe ise insanoğluna bilgisini ve düşüncelerini sağlama olanağı sağladı. Bu bağlamda bilgi ile ardında bilim ile kültür birikimi elde edildi. Böylece insanoğlu, alfabenin kullanılmaya başlamasından sonra üç bin yıl gibi kısa bir süre içinde aya ayak basma ve 500 milyon kilometre uzaklıktaki Mars Gezegenine araştırma araçları indirme başarısını gösterdi.” (2)

Tarım ve hayvancılık gelişti; yerleşik düzene geçildi, yazı bulundu, yazıyla birlikte ticaret hayatı gelişti, ticaretle birlikte para icat edildi ve insanoğlu alışverişi öğrenerek yaşam kültür değişmeye başladı. köy yaşamından, kentsel yaşama doğru gidilen süreçte köyle kendi ayırmak için duvarlar örülerek kaleler, şatolar inşa edilip krallıklar, imparatorluklar oluşmaya başlar ve yavaş yavaş sınırlar çizilerek ülke sistemi insan oğlunun yaşam kültüründe var olmaya başlar.


Barutun icadıylar, matbaanın bulunmasıyla, buharla çalışan araçların üretilmesiyle sanayileşme dediğimiz yeni dönem başlar ve bu yeni dönemde mağaralardan kulübe tarzı eve geçiş yapan insanoğlu, taş evlerden, kalelere, şatolara, saraylara uzanan uzun bir öyküden hayatımıza giren betonarme bina kültüründe yaşamayı tercih eder ve 1930'lu yıllarda da New York'ta Empire State binasının inşaatıyla birlikte göğe yükselme eğilimiyle göktelen kültürü insanoğlunun yaşamında var olur.

"Sanayileşme ve kentleşme hızlandıkça, kapitalist dünyanın eziciliği de gökdelen inşaatlarıyla at başı gider oldu. Öyle ki günümüzde gökdelen dikebiliyor olmak adeta bir ayrıcalık, bir övünme aracı, zenginliği simgesi… Yükseldikçe, ayağımız topraktan kesildikçe sanıyoruz ki daha modern bir kente, daha modern bir yaşama kavuşacağız. Halbuki yabancılaştırıcı bir kentsel düzene, daha da tüketime, gelir dağılımında daha da dengesizliğe ve pek çok çevre sorununa neden olduğunu da görüyoruz. Kendimize ve topluma yabancılaştık, gökdelen çoğulculu ile birlikte kendimize azalmamız da cabası… Eskiden haberleşme ve ulaşım hizmetleri bu kadar ileri değilken, birbirine yakın olmak önemliydi, ama şimdi? Milyonlarca dolar sadece tek tuşla saliselerle ölçülen zaman diliminde dünyayı dolaşıyor, insanoğlu neredeyse her tür ihtiyacını internetten karşılayabilir duruma geldi. Farklı bir dünya var artık, insanlar farklı bakış açıları ile farklı yaşam stilleri yaratmaya çalışıyor, çevreye en az zararla yaşayabilmek için çözümler üretiyor, tekrar toprağa yakın olmaya, yaşanabilir düzlemde yaygın olmaya çalışıyor. Kent ve kentli olma kavramı yeniden sorgulanıyor. İnsanlar boğazından sıkılmış kentlerde yaşamak istemiyorlar.” (3)

Günümüzde istemediğimiz halde yaşamayı tercih ettiğimiz yeni mekanlarımız göktelenlerin tarihini yaşıyoruz. biz bu durumdan "Mutlu muyuz?" Cevap kimilerine göre "Evet", kimilerine göre "Hayır"dır. Hayır diyenler kendimizi yalnızlaştırdığımız bu boğucu ve sıkıcı binalaşma kültüründen kaçmak ve doğayla baş başa kalarak toprakla, tarımla uğraşmayı tercih ediyorlar. Doğamıza zarar veren varlıklar olarak onu yeniden keşfetmek için hep başladığımız yere geri döneriz. 

Kaynaklar:
1. Anadolu Arkeolojisi - Prof. Dr. Veli Sevin - sayfa 11
2. Anadolu Kültür Tarihi - Ekrem Akurgal - sayfa 2
3. blog. milliyet.com.tr/gökdelenler ve yüksek olma hırsı isimli makale

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

WESTERN TÜRÜ