SİNEMA

Sinema nedir? Sinema neye deniyordu? Nasıl bir büyülü dünyası vardı sinemanın? Çocukluğumdan beri bu soruların cevabını arayıp durdum.

"Sinematografi, düşünce, hareket, duygusal ifade, ton ve iletişimin söze gelmeyen tüm diğer biçimlerini alıp onları görsel terimler haline getirme sürecidir. (Sinematografi, Kuram ve Uygulama, Blain Brown s.s.8)"

Sinema, 15 Nisan 1894 yılında Thomas Alva Edison'un kinetoskopuyla Amerika'da, 1 Kasım 1895 yılında Max ve Emil Skladanowsky kardeşlerin Berlin'in Wintergarten'inde ve 22 Aralık 1895 yılında Louis ve Auguste Lumiére kardeşlerin Paris'teki Grand Cafe'de yapılan ilk gösterimleriyle insanlık tarihindeki yerini almaya başlamıştır.

"Sinema, sanatlar içinde en zor üretilenidir. Bu zorluk iki nedenden kaynaklanır. Birinci neden, sinema sanatının, teknolojiye çok bağımlı oluşudur. İkinci neden, sinema olayının tümüyle "ortak" bir çabaya, yani birey olarak sanatçının dışındaki kişilere ya da birden çok sanatçıya bağımlı olmasıdır. (Sinema ve Çağımız, Atilla Dorsay, Önsöz)"

Sinemayla tanışmam, sinemanın büyüsüne kapılmam E. T. filmiyle olmuştu ve o günden sonra bu büyülü dünyayı nasıl keşfedebilirim merakıyla büyüdüm. Üniversiteye yetenek sınavıyla alınmıştım ve her öğrenci gibi hedefim senarist, yönetmen olmaktı. Sinema ile ilgili dersleri almaya başladığımda da ilk öğrendiğim senaryo  yazımıydı. Doğru senaryo yazımını bulana kadar çalıştım, çabaladım. Sonra fotoğraf makinesiyle doğru çerçeve yapıp, pozlamasını öğrendim. Fotoğraf makinesiyle de gelişmemi tamamlayıp "Kamerayı nasıl kullanırım?" sorusuyla beynimi yoğurmaya, harmanlamaya başladım ve çok geçmeden kamera kullanmasını da öğrenmiştim. Bütün bu konularda kendimi yavaş yavaş geliştirirken sinemanın büyülü dünyasına da yavaş yavaş adım atmaya başlamıştık. İlerleyen yaşımda, sektörde zaman zaman çalışırken öğrendiğim bilgilerin ışığında, gözlemlediğim olayların kapsamında bu sektör içerisinde bir sürü alanda açık olduğunu görüyorsunuz. Herkes senarist, yönetmen, yapımcı, oyuncu olmak isterken, kimse kameramanlığa, ya da görüntü yönetmenliğine, ya da fotoğrafçılığa, sesçiliğe, ışıkçılığa yönelmiyordu ve yönelmemeye de devam ediyor.

"Sinema bir sanattır. Sinemada görüntüler yoluyla kendine özgü duygular ve düşünceler anlatılabilir;çünkü sinema bir dildir. (Sinemaya Girşi, Prof. Dr. Alim Şerif Onaran, s.s4)"

Bu paragrafın ışığında sinemaya iletişim sanatının 7. kolu dendiğini hatılıyoruz. O halde iletişim kurmak en temel özelliklerimizden biridir ve iletişim kurduğumuz her canlıdan, her nesneden bir olay, bir kahraman yaratıp sinemasal bir tema oluşturabiliriz.

"Filmciliğin birinci kısmı sevgi, herkesi seveceksin, sabit fikirli olmayacaksın, özverili olacaksın, sabredeceksin, gerekirse kavga edeceksin. Ama seveceksin... Filmcilik güzelliktir, zenginliktir. (Şerif Gür, 30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)

Değinmemiz gereken bir başka önemli nokta "OKUMAK"... Okuma alışkanlığımız toplum olarak o kadar az ki... Her eseri okumak, her yazarın yarattığı bir kahramanı özümsemek senaryo yazımında size kolaylık sağlamaktadır. O halde iyi bir sinema eserinin hammaddesi senaryodur. Senaryonuz ne kadar iyiyse sinema eserinizde o kadar iyi olacaktır.

"Her ülkenin sinema tarihinde halka açık ilk gösteri için yaklaşık bile olsa kesin bir başlangıç tarihi vermek olanaklıyken, Türkiye'de bugüne değin yürütülen tüm araştırmalara rağmen sinemanın başlangıcına dair kesin bir tarih vermek olanaksızdır. Sinema, 1896'nın sonları 1897'nin başlarına doğru ilkin saraya girmiştir. Ayşe Osmanoğlu, bu yeniliği Bertrand'ın getirdiğini söylerken Rakım Çalapala'ya göre ise: Sinemayı ilk önce bir fransız ressam memlekete sokmuştu." der. Nurullah Tilgen, ilk halka açık gösteriye değinerek "Film gösterme icadından iki yıl sonra, yani 1896 yılında memlekete gelmiştir." der. Ercüment Ekrem Talu ise bir yazısında 1896 - 1897 sıralarında İstanbul'da Galatasaray'daki Sponek Birahanesi'nin salonunda gerçekleştirilen bir gösterime katıldığını ve Lumiére kardeşlerin, "Bir Trenin La Ciatat Garı'na Girişi" isimli filmin gösterildiğinden bahsetmektedir. (Türk Sinem Tarihi, Giovanni Scognamillo, s.s.15 - 16)"

Toplum olarak sinemayla tanışmamız bu şekilde oluyordu. Sİnema, İstanbul'a ve İstanbul'un Beyoğlu semtine gelmişti ve seyircilerin çoğunluğunu levanterler ile Pera'nın yabancı uyrukları oluşturmaktaydı.

"1990 yılına kadar sinema hiçbir kurumdan, hiçbir yerden destek almadan ayakta kalmayı başardı. Sinema, değişen teknoloji, değişen kültür, gelişen sinemacı demektir. (Sami Şekeroğlu, 30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)

Gelişen teknolojisiyle, yapısıyla, yenilikleriyle hayatımızın içinde olmaya başlayan sinemayı biz her yönüyle keşfediyor, zaman zaman iyi yapımlar, zaman zaman kötü yapımlar çekiyorduk. ama yine de hepsi izlenmekteydi ve seyirci sinemanın gelişmesine dolaylı yoldan da olsa direkt katkıda bulunan en önemli unsurdu. Peki sinemamızda hiç sorun yok muydu? bu işle uğraşan insanlar sıkıntı çekmeden nasıl film çekebiliyorlardı... Seyirci olarak genelde bu soruların cevaplarını bilmeyiz, çünkü kapalı kapılar arkası, yani işin yapılış süreci ilgimizi hiç çekmez. Bu büyülü dünyayı keşfetmek için yola çıktığınızda o süreçleri de öğreniyorsunuz ve en baş temel sorununuzun bir filmin yapım süreci olduğunu öğreniyor ve gözlemleme şansına sahip oluyorsunuz.

"Yapımcı sinemanın gizli kahramanıdır. Yapımcı para kaynağını bulan ve yaratan kişidir. Fakat Türk Sinemasında yapımcı parayı veren kişi olarak kalmıştır. Yapımcı yapılan işin pazarlamacısıdır. Yapımcı sinemada dengeyi kuran, yaratıcı çalışma yapmak isteyen ekibe gerekli ortamları sağlayıp eserlerin oluşmasına katkıda bulunan kişidir. Yapım işi ortaya çıkarılmak istenen eserin oluşum sürecidir. ( 30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Bir filmin yapım süreci nasıl başlar ve nasıl gelişir, filmin yapım sürecinde kimler görev alır, görev dağılımı nasıldır? Yapılan görev dağılımı sonucunda kimin görevi nedir? Sinemanın büyüsündeki bir başka soru dalgasını da bunlar oluşturmaktadır ve yaratılacak olan sinema eseri senarist tarafından yazılan sinopsis ile başlar. Sinopsis, filmin kısa özeti olmaktadır ve senarist bu yazım aşamasını tamamladığında yapımcıların kapısını tek tek çalar ve projesini sunar. Bu ikinci aşamada devreye giren yapımcı senaristten gelen sinopsisi okuduğunda beğenirse değerlendirmeye alır, beğenmezse yeniden yazılması konusundaki fikirlerini senariste söyler. Beğendiğinde ise film projesi için gerekli bütçenin oluşturulmasına ve ortaya çıkan mali tablo çerçevesinde bu proje için maddi kaynakların bulunulma aşaması başlar. gerekli maddi kaynaklar bulunduktan sonra senarist filmin fikri haklarına sahip olduğundan belli bir bütçe karşılığında senaryo yazımına başlar ve film projenin üçüncü aşamasını oluşturur. dördüncü aşamada senaryo ve çekim senaryosu yazım aşamaları tamamlandıktan sonra yapımcı bir yönetmenle anlaşır ve ona belli bir bütçe sunarak ekibini oluşturup film çalışmalarına başlamasını ister. Yönetmen bir setin tek yetkilisidir ve asistanlarını, çalışacağı yardımcı yönetmeni, görüntü yönetmenini, kameramanını, ışıkçısını, sesçisini, set amirini, set işçisini, sanat yönetmenini, kurgu yönetmenini kendi belirler. Yardımcı yönetmen, filmin ikinci yönetmenidir. Asistanlar ise, yönetmenin kulisteki işlerine bakan, kahvesini getirip götüren kişidir. Görüntü yönetmeni, yönetmenden aldığı talimatlar doğrultusunda kullanılacak tüm teknik malzemeden sorumlu, sahnelerdeki kamera açılarını, kullanılması gerekiyorsa ses teknik malzemelerini, kullanılacak ışıkları ve açılarını belirleyen setin üçüncü yetkili kişisidir. Kameraman, görüntü yönetmeni altında çalışan ve ondan aldığı talimatlar çerçevesinde kamerayı kullanan kişidir. Işıkçı, görüntü yönetmeninden aldığı direktifler doğrultusunda sahnede kullanılacak olan ışıkları ayarlayan kişidir. Sesçi, görüntü yönetmeninden aldığı direktifler doğrultusunda sahnede kullanılacak ses teknik malzemelerini belirleyen kişidir. Sanat yönetmeni, yönetmenden aldığı talimatlar ve senaryoda yazan dekorasyon malzemeleri, aksesuarları, kostümleri üzerinde çalışan setin dördüncü yetkili kişisidir. Set, amir, sette kurulan dekorasyonun kurulmasında ve kaldırılmasında çalışan set işçilerinden sorumlu kişidir. Bütün kişiler filmin yapım aşaması tamamlandığında, filmin kurgu aşamasına gelinir sıra ve yönetmen kurgu yönetmeniyle eserin masa başı sürecini başlatır. Kurgu yönetmeni, filmin ham hallerinin kesilip biçilmesi aşamasında yönetmenden sonra beşinci yetkili kişidir. Bu süreçte tamamlandıktan sonra yönetmen filmin çıktısını alıp yapımcıya gider ve yapımcı aldığı bu çıktı ile yeni bir pazarlama sürecine başlar. Bu süreçte reklam, afiş ve salona seyirci çekme aşamaları olup para kazanma sürecidir.

"Film çekmek ayrı bir yürek istiyor. Bir film için harcadığınız bütçenin dışında desteğiniz yoksa, reklam için belirli bir bütçeniz yoksa o filmi çekememişsiniz sayılır. Bir film için önemli olan unsur pazarlamadır. (Yılmaz Atadeniz, 30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

O halde şunu söyleyebiliriz günümüzde var olan endüstrileşme sistemi içerisinde yer alarak pazarlama yöntemleriyle sinema endüstrisinin oluşturulması ve buradan sağlanacak maddi kaynaklarla yaratıcı eserlere bütçe ayrılması söz konusu olabilir.

"Filmcilik, çok zengin bir meslektir. Filmciliğin raconu zengin olmasan bile zengin görüneceksin. Filmciliğin önemli finans kısmı pazarlamacılıktan geliyor. Mesela fırıncılık ve filmcilik birbirine benzer mesleklerdir. Fırına girip parayı verirsin ve ekmeği alırsın, içinden cıvatamı çıktı ne çıktı bir önemi yoktur. çünkü o ekmeği almışsındır. Filmcilikte aynıdır. Bir filmin afişine bakıp bilet alarak salona girersin ve çıktığında ya hayal kırıklığına uğrarsın, ya da filmi çok seversin. Hayal kırıklığına uğradığında çare yoktur., çünkü bilet alıp filmi izlememişsindir. işte pazarlamanın gücü buradan gelmektedir. (Şerif Gür,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

"Yapımcı bir filmin çekim sürecinde nerede, nasıl var olmalı?" bu sorunun cevabı yukarıdaki paragraflarımız da ince bir detay olarak geçmiş olabilir. Yapımcı, bir filmin çekim aşamasında yönetmene çekim yapılacak mekanların, kalınacak yerlerin belirlenmesinde, ekibin beslenme konularına yardımcı olmak üzere organizatör olarak bir sette görevli olabilir.

"Sinema bir sektör ve içinde pek çok branşı barındırmaktadır. Avrupa'daki yapımcılık sisteminde yapımcı eserin yaratıcısına bir yol gösterici, onu finanse eden, onu organize eden kişi konumundadır. (Zeynep Özbatur,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Sempozyumda usta isimlerden öğrendiğim en öenmli detay okulunuzu okurken bir sette deneyim tecrübe kazanamamışsınız piyasada tutunmanın çok zor olduğuydu. Bütün usta yönetmenler, yapımcılar işe belirli sektörden başlayıp adım adım ilerleyen kişilerdi. Hepisnin değindiği bir başka nokta "kısa filmleriniz olabilir, belgesel filmleriniz olabilir, ama bunlar sadece sizin gelişmenizi sağlar, oysa tecrübe size çok şey katar." olgusuydu.

""Bütçesiz film yapılmaz mı?" konusuna neden kafa yormuyoruz ki! "Anlat İstanbul" filmimin çekimleri bittikten sonra yapımcı kurguya, müziğe müdahale etmek istedi ve bu nedenle sinemadaki yapım sürecine karşı bir soğukluk oluştu. o anda "9) filmini bütçesiz yapmaya karar verdim ve "9" filmini tamamladıktan soran bütçesiz film olabiliyormuş mantığıyla ortaya "Ara" filmi çıktı. Sinemanın bir endüstri tarafı var ve sinemayı kimlere izlettireceğinizi bilmeniz gerekiyor, sinemanızı kimlere satacağınızı bilmeniz gerekiyor ki burada devreye yapımcı giriyor ve sinemanın dağıtımıyla, pazarlanmasıyla onun ilgilenmesi  gerekiyor. (Ümit Ünal,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

"Bir eser ürettik ve bu eseri insanlara nasıl ulaştırabiliriz? Nerelerde yayınlayabiliriz? Hedef kitlemiz kimler? Ulaştığımız hedef kitlenin eser yaklaşımı nasıl?" gibi konularda kafa yorulacak olan bir başka soru analizleridir. Eserlerinizi yayınlayabilmek ve hedef kitlenize ulaşabilmek içinde bazı seçenekler vardır. Bunlardan birincisi sinema endüstrisindeki varlığınız, yani pazarlama süreciniz... İkincisi gösterim olanakları, yani sinema salonları.... Üçüncüsü televizyon ve dördüncüsü günümüz teknolojisinde gelişen İnternet ortamındaki video siteleri...

"Şu anda sinemaya gelir getiren tek yer televizyondur ve televizyonda eserlerinizi belli kıstaslarda yayınlamaya yönelik bir malzeme... Ama gelir sağlamak için televizyona da ihtiyaç duyuyorsunuz, çünkü size para getirebilecek bir kaynak bulunmamaktadır. (Serdar Akar,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Sinema, belli bir yatırımın yapıldığı, o yatırımın karşılığının alındığı bir endüstriye sahip olmalıdır ve bu endüstri çerçevesinde sağlanacak gelirle yaratılmak istenen eserin belli bir dekorunun, belli bir kostümünün olması gerekmektedir.

"Proje üretimi bir iş planı çerçevesinde düzenlenmelidir. Filmin dağıtım aşaması seyirciyle buluşması gibi pazarlama faktörlerini de düşünerek bir plan oluşturulmalıdır. Senaryo kesinlikle bir proje üretim aşaması değildir. Ar-ge aşamasında sinema pratisyenleriyle, sinema akademileri ile birlikte çalışmalıdırlar. Üretim biçiminin yoğun hali bir senaristin, bir yönetmenin, bir yapımcının ve bir oyuncunun olmasıdır. (Baran Seyhan,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Film çekmeyi neden bu kadar istiyoruz? Ya da bir filmle ne anlatmak istiyoruz? Beynimizi yormamız gereken bir başka soru biçimi de bu konulardır. Evet, hepimizin hayat koşturmacasın da karşılaştığı belli sıkıntılar var, belli yaşam dertleri var. Hepimiz belli bir çerçevede yaşıyoruz. Peki, yaşarken yaşadığımız olayları ne kadar özümseye biliyoruz? Çevremizi ne kadar gözlemleye biliyoruz? Ve bunlar arasında ne kadar neden - sonuç ilişkisi kurabiliyoruz? Çevremizdeki insanların kişilik ve karakterlerinden ne kadar kahraman üretebiliyoruz? Bütün bu sorular cevabını veremediğimiz mantıklardır. Evet, senaryo yazmanın bir başka özelliğini de bu sorular çerçevesinde keşfediyoruz. İyi bir senaryo yazabilmek için önce bir olay yaratmamız gerekir, sonra bu olaya bir iki ana  karakter eklememiz, ana karakterlerin yanına yan karakterler  ilave edilerek sahneler yazılır. Olay ve karakterleri yaratabildiniz mi senaryo yazımına hazırsınız demektir.

"Neden film çekmek istiyorsunuz? Karmaşa olmadan film çekilmez. Deli olmanız gerekiyor. Sürünmeye hazır olmanız gerekiyor, acı çekmeye hazır olmanız gerekir. (Ahmet Boyacıoğlu,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Sinemamızın belli bir dönemine baktığımızda ünlü yapımcılar, yönetmenler şunu ifade eder: "Belli bir döneme kadar sinemamızı dünyaya açamadık."

"Filmin bitirilmesi demek, önceden pazarlamasının iyi yapılması demektir. Yapımcı oyuncuları pazarlayarak filminin finansmanını sağlıyor. Bu yapımcının yaratıcılığını gösteren bir unsur mudur? Bu üretim biçimi yönetmene, seyirciye, filmin üreticisinin yaratıcılığına ne kadar katkıda bulunmuştur? Bu üretim biçimiyle 1990 yılına kadar Türk Sinemasını dünyaya açamadık. (Sabahattin Çetin,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

"Türk Sinemasını dünyaya açamama da yapımcıları suçlu olarak görmemeleri lazım, çünkü Türkiye'de sansür denen bir olay vardı ve yazılan senaryolar belli bir denetimden geçiyordu. Eğer senaryoda herhangi birini, bir manavı, bir bakkalı rencide edici olan bir unsur varsa sansür uygulanarak ya çekilmiyordu ya da kısıtlanarak çekilmesine izin veriliyordu. İşte bu unsurlar göz önüne alındığında Türk Sinemasının dünyaya açılmadığını görebilirsiniz. (Burçak Evren,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Sonuçlara bakarsak bütün sinemacıların genel sorunu maddi kaynak yaratmak ve yaratılan bu maddi kaynağın doğru kullanılmasını sağlayacak olan bir yapımcı bulamamak... Yaratıcılığın önemli olması için, yapılan işin öne çıkması için yapımcı, film ekibinin set dışı işlerini organize edecek, çekimlere başlamadan filmin pazarlamasını yapacak, çekim bittikten sonra filminin pazarlamasını yapacak, yerel, ulusal, uluslararası platformlarda filmin gösterilmesini, hedef kitleye ulaşılmasını sağlayacak yegane kişidir.

"İyi bir sinemacı olmak istiyorsanız, sabredeceksiniz, gideceksiniz, geleceksiniz, emek harcayacaksınız. (Şerif Gür,  30.04.2013 "Türk Sinemasında Yapım ve Yapımcılık Sorunları" sempozyumu)"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

WESTERN TÜRÜ