SIRT ÇANTAM 2

İlk yazımda da bahsettiğim gibi 30'lu yaşlarımda basamakları bir bir tırmanırken sırt çantamın ne kadar ağırlaştığını , içinde sakladığım not defterinin de giderek sevenimle, sevmeyenimle, gelenimle, gidenimle ne kadar kabarıklaştığını görüyorum.

36'ımı karşılamama sayılı günler kala kendimdeki gözlem yeteneğinin ne kadar üst seviyede olduğunu ve hayatımda yaşadığım her bir olayı nasıl hikayeleştireceğimi, kendimin bir karakter olabileceğini farkettim. Hayatıma giren çıkan herkes artık hikayelerimin belli bir yan karakteriydi. Aşık olduğum adamlar, arkadaşlarım vs. Hepsi bir karakter olup çıkmıştı hayatımda... Projelerim, filmlerim bile hikayemi oluşturan olaylardı. Yürüdüğüm, attığım başardığım ya da başaramadığım her olayda saygıyı, saygısızlığı, yönetmeyi, yönetilmemeyi, yönetememeyi, özgürlüğü, özgürsüzlüğü, sevgiyi, sevgisizliği, ilgiyi, ilgisizliği, aşık olmayı, aşık olmamayı, kazanmayı, kaybetmeyi, güvenmeyi, güvensizliği, güvenmemeyi, çalışmayı, tembelliği, haklılığı, haksızlığı öğreniyordum. Ve bütün bu duygular karmaşasında yaratıcılığımın nasıl geliştiğini keşfetmek, kadın bir birey olarak neler başardığımı, kendime neler kattığımı görmek hediyelerin en güzeliydi. Sonuçta hayat hikayelerini okuduğum, söyleşilerinde dinlediğim ve tanıştığım bütün yönetmenlerin hepsi aynı süreçten geçiyorlardı. Ben ise bu süreçte bulduğum her işe girip paramı kazanıp teknik malzemelerimi alarak, yazdığım senaryoları filme dönüştürerek yolumda yürümeye çalışıyordum. Girdiğim bazı işlerde çalıştırıp emeğin karşılığını ödemeyen, ödemediği halde ve kusurlu olduğu halde kendini haklı durumda göstermeye çalışan insanda tanıdım. Olumsuz, sadece kendini düşünen bu insanla da çalışmayı bırakıp kendi yoluma bakmayı hedefledim.

36'ımı karşılarken doğru bir yoldaydım ve sekizinci filmim için çalışırken araya iki kısa film de sığdırmayı başardım. Yükselmekte olan bu yeni basamağın konulan ilk taşında üniversite öğrencilerinin bana saygıyla, sevgiyle yaklaşmaları, benden öğrenme isteğini gözlerinden görmem hayatımın başka bir keşif sürecinin habercisiydi. 11. Akbank Kısa Film Günlerinde üniversitemin güzide öğrencilerinden biri beni tanıdı. Kısa süreli sohbet ettik ve bana,

- Yine ne olur dersimize gelin. Sınıfımıza konuk olun.

dedi. Hoşuma gitmişti. Benden yaşça küçük biri ve sinema aşkıyla yanıp tutuşan genç arkadaşım bana bir başka hediyeyi "Sizinle yaptığınız çalışmaları incelemek isterim" diyerek vermişti.

Yolu yarılayıp bir basamak daha yukarı çıkmaya hazırlandığım şu günler çocukluğumdan beri kafama koyduğumu her işi yaptığımı görüyorum. Örneğin 32'i yaşımda Şükrü Saracoğlu Stadının önünden geçerken "Anne ben maça gidiyorum" diyerek yanlarından ayrılıp kombine kartımla tek başına maça girdiğim anlar bile oldu. Güçlü durmaya çalıştığım için yıldırmaya, psikolojimi bozmaya çalışan olaylar, kişiler olmadı değil. Yeri geldi enerjimin düştüğünü hissettiğim ve içime kapandığım dönemler oldu. O dönemlerde "Al makineni çık dışarı! Senin kendinden başka eşin, dostun, arkadaşın yok!" diye teselli edip enerjimi negatiften pozitife dönüştürdüm. Bu süreç içerisinde de başkalarının enerjisini emecek davranışlar yerine, kendimi dinlemeyi tercih ettim. Çünkü kırgınlıklarımda da, kırılganlıklarımda da "Belki benimde hatalı davranışlarım olabilir" diye sorgulamayı tercih ettim.

"Yahu hiç aşık olup bir herifin peşinden niye gitmedin?" diye sorarsanız cevabım şu şekilde olur: Herkes özel hayatımı merak edip durdu. Gerçekten sevip yeni bir yola çıkacağınızı sandığınız insanların bile tercihlerini görünce hayal kırıklığı yaşayabileceğinizi ve tercihlerin günümüzdeki aşklarda kariyerli bir iş, ev, mal mülk, dolu bir cebin olması gerektiğini öğreniyorsunuz. Yaptığınız atılımlar sonucunda siz haksız konuma düşürülürsünüz, "Boşlukta olduğun için ona gittin!" denir ve önünüze gelen erkeğe yüz vermediğiniz için "Yok ben erkeklerden hoşlanmıyormuşum", "Lezbiyenmişim" vs. gibi türlü yakıştırmalar yapıp hakkımda önyargılar oluşturanlarda oldu. Bu beni yaraladı mı? Açıkçası, yaraladı. Ama yılmadım. İnsanların düşünce sistemine göre yaşamaktansa kendim için kendi doğularımla yaşamayı tercih ettim ve ortaya "Avare" karakteri çıktı. Sonra bu "Avare" karakteri hayatımda günahıyla , sevabıyla ne yaşadıysa her anını not ederek başka kapılar açmaya başladı kendine... "İki Rüya Arasında" isimli kitap çalışmamın yanına, "Bir Avare'nin Notları" isimli ikinci bir kitap çalışmam daha eklendi. 10 yaşında keşfetmiş olduğum yazarlık özelliğim 36'da tavan yapmış oldu.

"Hep ben! Hep ben! Bencil misin?" dendiğini duyar gibi oldum. Bu aslında ne bencillik! Ne de egosal bir durum! Sadece insanın kendini keşfetmesiyle alakalı bir durum... Arada kendinize "Kimim ben? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?" diye soruyor musunuz? Aynaya bakıp kendinizi sorguladığınızda cevapları kendinizde buluyorsunuz zaten ve sorup sorgulamanın faydasını da en iyi şekilde kendiniz üzerinden öğreniyorsunuz. 30'lu yaşlardan sonra sizin kendinize kattığınız bu değerler, öğrendiğiniz olaylar zamanla meyvesini vermeye başlıyor. Hayatınızda kimlerin olmasını, kimlerin olmamasını ayırt edebiliyorsunuz.

Bakalım 36. basamak hayatıma bu yeni süreçte neler katacak... Umutlarınızı yitirmeden, enerjiniz düşmeden, psikolojiniz ve moraliniz bozulmadan yolunuza devam etmeniz en büyük temennimdir.

Şenay Ertorun

Görsel Yönetmen
28.03.2015
11:53

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

ZAMAN VE MEKAN