AVARE ÇANAKKALE YOLLARINDA









Avare'nin seyahat maceraları üniversite yıllarına dayanmaktadır. Öğrenciyken defalarca gezi planlayıp gerçekleştiremeyen bizler "Çanakkale'ye belgesel çekimi için giden hocanın daveti üzerine program yaptık. Lakin programda beni istemeyen iki arkadaşım gezimize dahil olan araştırma görevlisi hocama benim onlarla gitmemem için işaret diliyle uyarılarda bulunuyordu. Fakjat hocamız "Gelsin ne sakıncası var!" diyerek program dışına çıkmama engel olmuştu. Cuma günü öğleden sonra saat 14.00 gibi arkadaşın şahsi aracıyla yola çıkmıştık.











Beş saatlik yolculuğun ardından saat 19.00'da Gelibolu yarımdasındaki şehitliklerdeydik. Görüntü Yönetmenliğini hocamızın yaptığı belgeselin çekimleri de devam ediyordu. Arabadan inip toprağa bastığım an heyecanım daha da artmıştı. İlkokulda, ortaokulda, lisede ve üniversitede okutulan tarih derslerinde bu toprakların hikayesini yeteri kadar öğrenmiştik ve artık yakından tanışma vakti gelmişti. Bir avare fotoğraf makinesiz gezer miydi hiç? Hemen makinemi hazırladım ve ilk olarak çalışırken film set ekibini çektim. İlk defa bir film setinde bulunuyordum ve hem işin yapılış aşamalarını öğreniyordum hem de belgesel sinemanın önemini... Çekim bittiğinde hocamız yanımıza gelip Çanakkale gezimizin programını açıkladıktan sonra Çanakkale Boğazının Anadolu yakasında bulunan konaklayacağımız otele doğru yola çıktık. Feribotla karşıya geçerken hocamız,










- Karşı dağın eteğinde ne yazıyor?
- Dur Yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir.

diye cevapladım hemen...

- Bu sözün ne demek istediğini zamanla anlarsınız.

demişti. Evet, buz söz gencecik beyinlerimize birçok şey anlatıyordu. Toprağını başkalarına kaptırmamak için bedenlerini feda eden atalarımızın, dedelerimizin verdiği mücadeleyi anlamamız için yeterli bir sözdü. İlk gece konaklayacağımız otele varıp odalarımıza yerleştik ve Çanakkale 18 Mart Ünivesitesi'nin düzenlediği yemeğe katılmak üzere yola çıktık. 2002'nin Mayıs ayında gerçekleştirdiğimiz bu seyahatte üniversite öğrencilerinin ve şehir halkının el ele verip yabancılaşmaya fırsat tanıyan "YABANCI İSİMLİ" tabelalar ile "YABANCI YİYECEK FİRMALARININ" şube açmasına karşı verdikleri mücadeleyi öğreniyordum. Şehrin girişinde yazan yazının önemini daha da iyi anlamıştım. İlk günümüz bu şekilde geçmişti. Ertesi gün kahvaltımızı yapıp kültür kokan bu şehirde turumuza başlamıştık. Programımızda Ezine, Asos, Şehitlik Abidesi vardı. Öncelikle Ezine'ye uğramıştık. Bu ilçe peyniri ile meşhurdu ve burada "Ezine peynir Helvası"nı tattık. Sonra şehitlik abidesine gitmek üzere yola çıktık.















Anadolu toprağını korumaya çalışan atalarımızı yad etmek üzere yapılmış olan görkemiyle göğe yükselen bir yapı abide... Dört ayağına yapılmış olan çeşitli kabartmalarda Çanakkale Cephesindeki mücadele anlatılmaktadır. Abidedeki turumuz tamamlandıktan sonra Assos'a gitmek üzere yola çıktık. Yolumuzun üzerinde birçok antik kent vardı. Bunlardan biri de Truvay'dı. Evet, tarih derslerinde sadece 1. Dünya Savaşı'ndaki Çanakkale Cephesiyle tanıdığımız bu şehir Anadolu'nun zengin kültür hazinelerinden biriydi. Bu gezimde Truva'yı gezemeecektim, ama 2007 yılında Rotaract kulübüyle gerçekleştirdiğim Çanakkale gezimde burayı da görecektim.












Behramkale, yani bildiğimiz adıyla Assos, Tuzla çayı ile deniz arasındaki volkanik bir tepenin üzerinde Lesbos adasından gelen göçmenler tarafından M. Ö. 6. yüzyılda kurulmuş bir kenttir. Bu antik kentin göz alıcı yeri Dorik yapılı Athena tapınağıdır. 











Assos'taki turumuzu tamamladıktan sonra Çanakkale merkeze doğru yola çıktık. İki gecemizde kalacağımız otele yerleştikten sonra hocaya "Hoca bizi diskoya götür" baskısıyla Çanakkale şehrindeki gece hayatını yakından gözlemleme fırsatımız oldu. Evet, eller havaya şeklinde eğlence burada da vardı, ama fazla gürültü olmayacak şekilde gençlik ölçülü eğlenmesini biliyordu. Gece saat 02.00'ye kadar şehrin sokaklarında turlayıp dinlenmek üzere odalarımıza çekildik.











Ertesi gün dönüş vaktimizdi ve turumuz Gelibolu Yarımadası'ndaki Tarihi Milli Parkında başşlayıp Arıburnu koyunda sonlanarak devam etmişti. Beni derinden etkileyen an ise gün batımında denize sırtımı dönüp arıburnuna baktığım andı. Heybetiyle yükseliyordu Arıburnu... Anzak askerleri, İngiliz askerleri arkamda denizden karaya çıkarma yapıyorlardı. Türk askerleri siperlerinde konuşlanmış düşman askerlerini bekliyorlardı sanki onları geri göndermek için... Zaferin mimarı başkomutan Mustafa Kemal Atatürk fotoğraflarda gördüğümüz yerinde duruyordu ve planlarını arkadaşlarına anlatıyordu sanki... Kısaca gün batımında o sahilde dururken 1. Dünya Savaşı'nın Çanakkale Cephesinde yaşananları tüm gerçekliği ile hissettim. Yola çıkmada dönüp son kez denizi ve gün batımını seyrettim.










2002 yılındaki bu ilk Çanakkale gezimizin sonuna gelmiştik. Aklım ve ruhum tarih kokan bu coğrafi bölgede o kadar kalmıştı ki 2007 yılında buraya yeniden gelmemi nasip olmuştu. O döneme kadar rotaract kulüpleriyle ilgim ve alakam yoktu. Üyesi olan kuzenim bana gelip "Çanakkale'ye gezi var bana plan program yapar mısın? Güzergahı çizer misin?" diye sormuştu. Ben de yardımcı olmuştum ve yardımım sayesinde gezi programına dahil olmuştum. Rotaract Kulübü olarak Gelibolu Yarımadasındaki Yeniköy İlköğretim Okulu öğrencilerine toplanan giyecekleri götürmüştük. Gezimizin ilk durağı olan Yeniköy'de çocuklarla vakit geçirdikten sonra ikinci durağımız olan Dardanel farbrikasına doğru yola çıktık.










Labseki'den feribota binerek boğazın Anadolu yakasına geçtik. Ton balıklı sandviçlerin, konserve ürünlerin hazırlanışını yerinde inceleyip gördük. Akşam üzeri fabrikadan ayrılıp kalacağımız otele vardık. Otelimiz çarşı içindeydi ve ben beş sene sonra geri gelmeme rağmen meydan aynıydı. Sadece Truva filminde kullanılan "At" yeni heykel olarak vardı. Kaldığım oda boğazın en güzel manzarasına sahipti. Biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için hazırlandık ve rezervasyonumuz olan restorana kadar sahilde yürüdük. İkinci kez ziyaret ettiğim bu kültür kokan şehir değerlerine fazlasıyla sahip çıkmayı başarmıştı ve beş senede hiç değişiklik olmamıştı. Bir de o gün maç vardı ki Fenerbahçe şampiyonluğunu ilan edecekti ve maçı izlememek için kendimi zor tutuyordum. Sipariş ettiğim yemekten bir iki çatal yiyip soluğu bi,r üst katta aldım. Maçı ayakta izlerken Beşiktaşlı bir amcanın nazik daveti üzerine masasına oturdum. maç  Fenerbahçe - Beşiktaş maçıydı ve biz golü atınca ben sevinçten olduğum yerde zıpladığımı gören Beşiktaşlı amca golü yediklerinde,

- Senin o kadar fanatik olduğunu bilseydim masaya davet etmezdim.

diyerek şakasına takılmıştı. Maç bittiğinde aşağıya arkadaşlarımın yanına inip Fenerbahçeli arkadaşlarımla, dostlarımla şampiyonluğu doyasıya kutladık. İkinci Çanakkale gezisinin ilk günü keyifli ve eğlenceli geçmişti.













Sabah olduğunda aynı odada kaldığım kuzenim uyandırmamak için sessizce hazırlanıp dışarı çıktım. Sahilde yürüdükten sonra otele döndüğümde kuzenim panik haldeydi.

- Bütün oteli ayağa kaldırdım seni göremeyince...
- Dolaştım.
- Kızım insan hiç mi kaybolma korkusu yaşamaz?
- Niye kaybolayım ki yolları ezberledikten sonra... Daha önce de buraya geldim.
- Neyse hadi toparlanalım yola çıkacağız.













Yine Aynalı Çarşıyı gezemeden Truva yollarına düşmüştük. Şehitlikler, Assos, Dardanel derken bu kültür şehrinin bir başka tarihi yerini daha ziyaret ediyordum. Truva, tarihte yer alan adıyla Troya... Çanakkale Boğazının güneyinde liman kenti olarak kurulan Truva, Karamenderes nehrinin taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşarak önemini yitirmiş ve zamanla da terk edilmiş. Homeros'un yazdığı İlyada destanından da tanıdığımız bu antik kentte Truva Savaşı gerçekleşmiştir. Truva antik kenti gezimizi tamamladıktan sonra İstanbul'a doğru yola çıkma vaktimiz gelmişti. Avare'nin bu ikinci Çanakkale gezisi de burada noktalanırken bir sonraki gezi yazımız Bursa'ya yaptığımız günü birlik seyahatlerimiz üzerine olacak...











Şenay Ertorun
Gezi Tarihi: Mayıs 2002 ve Mayıs 2007'dir.
Yayınlanma Tarihi: 09.06.2015
Yayınlanma Saati: 18.52

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

WESTERN TÜRÜ