YÜREK İSTEYEN MÜCADELEM VE GÖNÜL GÖZÜ

"Film sadece aklı değil, duyguları da oynuyorsa o zaman çok çok iyi sonuç verecektir." (Belgesel Film Yapım Sanatı, Michael Rabiger, ss.51)

"Sanat içimizde biriktirdiğimiz duyguların dışa vurulmuş hali midir?" diye bir soru ile yazıya başlasam size ne çağrıştırır? Benim için bu sorunun cevabı şöyledir: "Dünyaya başka bir pencereden bakmamı sağlar, varlığımı sorgulamama yarar, kendime, çevreme öz eleştiri yapmama vesile olur."

Sanat sadece gökyüzünden, denizden, hayvanlardan oluşmaz. Bu dalı var eden, sanat olarak anılmasını sağlayan, üretmeyi seven her canlının meydana getirdiği bir yapı sanat eseridir. İnsan yaşadıklarını, birikimlerini, sevgisini, öfkesini, kibrini, hayalini anlatabilmek için nesneleri, gökyüzünü, güneşi, ayı, denizi, hayvanları ve hatta kendini bir obje olarak kullanıp bir sanat eseri üretmeye çalışır. Bir kuş türü herhangi bir ağaç dalına ya da çatıya kendine ait yuvasını inşaa ederken bile bir sanat eseri üretir. Kısaca sanat, yaşamımızın her alanında mevcuttur.

"Sanatın bir kolu olan sinemanın attığınız başlıkla ne ilgisi var?" diye sorarsanız "SEVGİ", "UMUT", "İNANÇ", "KEŞFETMEK" derim. İnsan 0 - 6 yaş arasında etrafını tanımaya çalışır. Tanıma evresini tamamladıktan sonra, özellikle 6 yaşından itibaren kendini keşfetmeye başlar ve bu uzun süreçte yeteneklerini keşfeder. Kendine bir yol çizer. Kısaca insan içinde beslediği "SEVGİ"nin, yani "GÖNÜL GÖZÜNÜN" ona gösterdiği yol doğrusunda hareket eder. Bu yazıya başlamamda da son iki ay içerisinde izlediğim "Nuh: Büyük Tufan", "Evrim", "Roma'ya Sevgiler", "Senden Bana Kalan", "KOKU" isimli filmlerin ana temasında "SEVGİ"ye yer vermesi etkili oldu.


"Vizyon (Hayal)'den başka bir şeyiniz yokken nasıl bir film yapabilirsiniz? Hayal et..." (Belgesel Film Yapım Sanatı, Dale Bell, ss.87)

"Nuh: Büyük Tufan" filminde insanın inanç siteminin sınanması sevgi, hırs, iyilik, masumiyet, yolculuk temalarıyla bize anlatılmış. "Evrim" filminde insanın kendi içindeki iyilik ve kötülükle yüzleşmesini, yine sevgi, bilim, buluş, teknoloji esirliği, kölelik, tutku, masumiyet gibi temalarla anlatılmış. "Roma Sevgiler" filminde, şehir sevgisi, birden çok karakterin gözünden anlatılmış. Bu arada da insanın psikolojik olarak kendisi ile yüzleşmesini aşkla, tarihi dokularla, romayı roma yapan unsurlarla, iyilikle, masumiyetle anlatmış yönetmen. "Perfume"(Koku), filminde bebekken ölü doğduğu gerekçesiyle annesi tarafından bırakılan yetenekli bir çocuğun psikolojik mücadelesini, sevgi, korku, keşfetme, masumiyet, yeteneğini kullanarak insanlar üzerinde etkili olma temalarıyla anlatmış bize yönetmen... Son filmimiz "Senden Bana Kalan"da yönetmen, bir insanın yaşama bağlanmasını, tutunmasını, iyilik, masumiyet ve sevgi temaları ile izlerken, diğer karakterin gözünde sevgisiz büyüyen, şımarık, hayatı öyle ya da böyle yaşayan bir delikanlının iyilik ve masumiyet ile tanışınca hayatını nasıl değiştirdiğini izliyoruz.

Bu dört filmde bize insanın kendi kendini keşfedip değiştirmesi için bir anlam bütünlüğü oluşturduğunu söyleyebilirim ve her yolun sonunda "SEVGİ"nin yaşamımızdaki değişmez yerini göstermektedir. "Senin bu yazıyla vermek istediğin mesaj ne?" diye soruların yükseldiğini duyuyorum. Kendimi keşfetme yolunda ilerlerken yaşadığım sıkıntıları yazı ile ya da söz ile anlatmam size bencillik olarak gelebilir. 2000 yılından bu yana gelişen internet ortamında atılan adımlar sayesinde severek okuduğum ve bitirdiğim okul sayesinde bir sektörde kendimi yoktan var etmek için çabalıyordum. Bu çabalarım sayesinde keşfettiğim bir sitenin kurucusu olan görüntü yönetmeni ile son filmim üzerinde konuşmak ve değerlendirmek için bir buluşma ayarlamayı başarmıştım. Lakin bu buluşmada bulunan üçüncü şahıs biri konuşurken ona laf yetiştirme derdinde olduğu için yüksek egosuyla karşısındakini ezme, aşağılama derdindeydi. Kimseyle problemi olmayan ve amacına ulaşmak isteyen insanlara yapılan klasik davranış sebebiyle bu sıkıntıyı dile getirmek istedim.

1.Benimde böyle bir projem vardı. Ben yapacaktım.(Sen niye yaptın bakışı?): Bu şahısla ikinci kez böyle bir sorun yaşıyordum. İlkinde de gerekli cevabı vermiştim. İkincisinde de cevabı verdim.

2.Üniversite bitirmekle bu işler olmuyor. (Okuyan insanı aşağılayıcı sözler...): İnsanlar nereden nereye geldiklerini bilecek bilince sahiptir çok şükür.

3.Klasik erkek muhabbeti... İnternet üzerinden mesajlaştığın insanı götürürsün... (Karşısındakini 20 yaşında toy bir insan sanma...)

4.Bana öyle projelerle geliyorlar ki hepsi saçma... (Üretmek isteyen insanı, beyni yıldırma çabası...)

5.İkincisi sempatik olmaz.

6.X şahısların kaybedecek hiçbir şeyi yok. Ama senin var. (Bir insan hakkında önyargı oluşturmak.

7.Benim kız arkadaşım eski sevgilimin konuşmalarını çevirmiş vs. vs.(İnsanlar projemde yer alırken özel yaşantıları, geçmişi hakkında bilgi sahibi olmak için çabalamam. Kanım ısınmışsa gönül kapımı açarım. Gitmek isteyene de kapatırım o kapıyı)

"Film eğitmeninin işinin en önemli bölümü; öğrencilerin arzularının ve arayışlarının üstünü açmak ve onların, bilgi, deneyim ve inandırıcılıkla iletişim kurmalarını ve  düşüncelerini özgünolarak perdeye aktarabileceklerini göstermektir." (Belgesel Film Yapım Sanatı, Michael Rabiger, ss.56)

Yukarıdaki listeyi daha da uzatabilirim. Lakin bu kadarla kafidir. 1998 yılında adım attığım yolda yıllardır aynı olaylarla karşılaşıyorum. Zaten bunu bilerek, bu farkındalığın bilinciyle yola çıkmıştım. Defalarca pes etme noktasındayken iç sesim, yani gönül gözüm "Pes etmek yok. Sen kendini sevdiğin için, mutlu olduğun için devam etmelisin." teselli cümlesiyle kaplumbağa hızında yoluma devam etmemi sağladı ve sağlamaya devam ediyor. "SEVGİ"yle büyüyen bir insandım ve "SEVGİ"nin yol göstericiliği sayesinde kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Sekiz projeden ikisi yolda olup 6 tane filmi tekbaşına yapan biri olarak her projeden sonra yeni bir şey öğrenmenin keyfi içindeydim. Bunlar,

1.Kendini eleştirmek,
2.Bir öncekindekini bir sonrakinde yapmamak,
3.Amaca giden yoldaki engebeleri aşmak,
4.İnsanı tanımak,
5.Keşfetmek,

"Tek başına mücadele yürek ister, ama çoğulcu mücadele tek yürek ister. - Berrin Avcı"

maddelerinden oluşmaktadır. İnsanların bir başkasının namusuna göz dökmesine ya da seks yapmadığı için eleştirmesine, evlenmediği için yargılamasına, kendisi gibi olmadığı için, kendisinin gittiği yoldan gitmediği için dışlamasına bu yaşıma kadar hep gıcık oldum. Zaman zaman "Yalnız kalırsın", "Yalnız kalmaya mahkumsun", "Başkasını bulurum" gibi tehditlerle gözüm korkutulmaya çalışılsa da 2003 yılından beri yılmamayı öğrendim. İlk film projemde tek başına mücadele ettim. Herkes baba parasıyla film çektiğimi düşünürken ben orada burada burnumu sürterek aldığım üç kuruşu kenara atarak teknik malzemelerimi tamamlayıp elimdeki kendi yazdığım senaryoları değerlendirmeye çalışıyorum. Kısacası yürüdüğüm yolda hendekler olmasına rağmen ilerlemeye çabalıyorum.

Sinema filmi için yazılan senaryo, insanın iç dünyasında yaşadığı fırtınayı ya  da çevresindeki olayları karakterler yardımıyla anlatmaya çalıştığı bir olaydır. İşte bu yüzden film izlerken karakterde kendimizi görürüz. Tabii bu izleyiciden izleyiciye değişmektedir. Kimi sosyal aktivite olarak sinemaya gider, kimi yapılan eserleri görmeye gider. Kısa herkesin gönül gözü farklıdır.

"Beklemek bir meziyettir. Bazen beklemek yeterli değildir. Bazen beklemek sona erer. Yokluk hayal gücünün zorlanmasını gerektirir." (Belgesel Film Yapım Sanatı, Dyanna Taylor, ss.84)

Not: Bir sonraki yazım "Ölüm ve ölmek" üzerine olacaktır.

Şenay Ertorun
02.02.2016
14.19

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

ZAMAN VE MEKAN