NEDEN? (WHY?)










Sekizinci belgeselime ilk başlangıcımdaki amacım insanların üzerinde baskın olan "Korku Psikolojisinin" yarattığı sonuçları bulabilmekti. Çünkü "Y" kuşağı olarak tanıtılan nesil bu psikoloji çerçevesinde apolitize yetiştirilmeye çalışılmıştı. Örneğin "Bu konular büyükleri ilgilendirir küçükler konuşmaz.", "Bir daha konuşursan dilini koparırım senin!", "Yaramazlık yaparsan iğneci teyze sana cız yapar!", "Konuşmaya devam edersen, uslu durmazsan polislere veririm seni!" vs. vs. gibi sözlerle büyüyen bir kuşağın içinde barındırdığı öfkeyi tahmin edebilir miyiz?

Kesinlikle tahmin edilebilir bir durumdur. Çünkü o kuşağın gördüğü ve öğrendiği herşey bir sonraki kuşağa uygulanarak devam etmekte... İşte bende buradan yola çıkarak olan biten bütün olayları her kesimin gözünden inceleyerek, onları dinleyerek "NEDEN?" sorusuyla ele aldım ve sonuç hayatımızda bir takım kanallarla yaratılan öfkenin şiddete dönüşmesiydi. Toplumumuzda cinayetler olağanlaşmaya, tecavüzler çoğalmaya, suç unsurları şekil değiştirerek farklı boyutlarda işlenmeye başlamıştı. Gencecik insanların sebepsiz yere öldüğü, masumların suç işlemese de herhangi bir suçla itham edildiği, paylaşımların azaldığı, "mutluluk" kelimesinin anlamını yitirdiği, bireysel yaşamların, günü günle yaşama hevesinin çoğaldığı,ilişkilerin menfiileştiği sosyolojik açıdan sakıncalı bir süreçteyiz.

Sokakta yürürken tedirginiz., insanlarla iletişim kurmakta zorlanıyoruz (birbirimize ya bağırıyor çağırıyor ya da yumruk atıyoruz), trafikte, toplu taşıma araçlarında öfkemizi dışa vuruyoruz. Ya ölümle ya yaralamayla sonuçlanan olayları izliyoruz, takip ediyoruz, okuyoruz ve görüyoruz. Yaşama hakkımızı savunmak istediğimizde de "Korku Psikolojisi" yöntemi kullanılarak baskı oluşturup çeşitli mecralarla kaba kuvvet uygulamaya meraklı bir toplum gibi gözüküyoruz, ya da öyle lanse ediyoruz. Büyük organizasyonlarda araya bir iki provokatör girip olayın başka yönlere çekilmesine neden olabiliyor. Misal taş atma ya da bir grup provokatörün birleşip kamu malına zara vermesi amacı farklı olan kesimi de zan altına alıp suçlu gibi gösterebiliyor.

Yaşanan gelişmelerle, konuşulması yasaklanan olaylarla her yıl, her gün hayatımıza yeni şeyler katıldığı gibi, pek çok şeyde öğrenebiliriz. Örneğinin Web 2.0 ile birlikte hayatımızda var olmaya başlayan yeni kitle iletişim aracı internetin farklı bir yönünü daha keşfettik. İnternet bilgi deposu olduğu kadar tüm dünya ile anında iletişim kurulmasını sağlayan bir araçtı. Sosyal medya sayesinde hemen herkes bulunduğu yerde olan olayları paylaşarak farklı kitlelere ulaşmayı başarıyordu. Fakat çok kısa süre sonra insanlar bu olayında çılgını çıkararak fotomontaj dediğimiz editleme olayıyla yaşananları farklı göstererek kamuoyunu yanıltma yoluna gitti. Sonuç yine bir kesim, bir kesime öfke duymaya başlamıştı ve şiddetin dozu giderek artmıştı.

Derken her gün ekmek parası için yerin altına giren madencilerin ölüm haberi ile sarsıldık. 2014 yılının mayıs ayında gerçekleşen bu olay sosyal medya sayesinde duyuldu. Eşlerini, evlatlarını kaybeden acılı ailelerin protestosu şiddetle bastırılarak sonlandırıldı. Haksızlığa uğradığında bile hakkını arayabileceğin, konuşabileceğin bir düzen yokken yaşamak için çabalıyoruz... Üzerimizdeki korku, şiddet baskısı arttıkça da ya birbirimizin canını yakıyoruz ya da birbirimizi yok ediyoruz.

Bu filmi tasarlarken çok düşündüm ve üzerinde üç sene kadar çalıştım. Bu süreçte çok fazla kitap okudum, gazeteleri takip ettim, internet gazetelerini inceledim, toplumda yaşayan bireylerin nabzını tuttum, çekimler yaptım ve tasarım aşamamı tamamladım. Çektiğim görüntüleri art arda dizip aralarına gazete ve televizyon haberlerinden bazılarını serpiştirip kaba kurgumu tamamladım. "Ya tükenirse" diye başlayıp, "Seslilik İçinde Sessizlik", "Sessizliğin İçinde Sessizlik" gibi terimleri başlık olarak kullanıp yoluma devam ettim ve "Neden" sorusunu sorarak filmimin ismini de bulmuş oldum. Uzun metraj olarak planladığım bu filmi çeşitli kişilere izleterek onlardan aldığım yorumlarla 80 dakikadan, 60 dakikaya, 60 dakikadan 45 dakikaya, 45 dakikadan 23 dakikaya, 23 dakikadan 14 dakikaya inerek filmin süresini kısalttım. Kaba kurgunun kesme biçme, süre azaltma kısımları da tamamlanınca geriye bir tek final aşaması ve müzik ekleme işlemleri kalıyordu. Final sahnesi için gerekli görüntüler ve belgelerde tamamlanınca telif hakkı içermeyecek müzik eserlerini araştırdım ve film için uygun olan iki eseri kullandım. Film tamamlanmıştı ve artık insanların izlemesine sunulabilirdi. Bu filmde üzerinde durduğum bir başka detayda mesajı seyirciye bırakmaktı.

Şenay Ertorun
09.06.2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Senaryonun Önemli Bölümleri

ZAMAN VE MEKAN

ZAMAN VE MEKAN